« geri

Dünya Diyabet Günü Etkinliği

14 Kasım Dünya Diyabet Günü Paneli

14 Kasım, 1921’de insülin bulan Kanadalı doktor Frederick Banting’in doğduğu gündür. Milletler Genel Kurulu 2007’den itibaren 14 Kasım gününü resmi olarak “Dünya Diyabet Günü” olarak tanımıştır. Dünya Diyabet Federasyonu her yıl Dünya Diyabet Günü’nün temasını belirlemekte ve dünya çapında bu tema çerçevesinde etkinlikler düzenlenmektedir.  Dünya Diyabet Günü’nün sembolü mavi halkadır.

14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde Türk Böbrek Vakfı konferans salonunda düzenlenen ve TBV Başkanı Timur Erk’in moderatörlüğünü yaptığı panele İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Satman,  İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Pediatrik Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lale Sever ve İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu katıldılar.

İlgili bir dinleyici grubunun hazır bulunduğu panelde, günlük konuşma dilinde “şeker hastalığı” adıyla anılan diyabetin gerek dünyada, gerekse ülkemizdeki gelişimi, son durumu, bireysel ve toplumsal boyutta alınabilecek önlemler gibi konu başlıkları ele alındı.

Prof. Dr. Satman, günümüzde diyabetin, gelişmiş ülkelerde en önemli üç körlük nedeninden birisi olduğunu, dünyada her 30 saniyede bir kişinin ayağının veya bacağının diyabet nedeniyle kesilmek zorunda kalındığı vurguladı. Türkiye’de 2013 verilerine göre 7 milyon kişinin diyabetli olduğu, bu sayının da her 100 kişiden 14,85’ine isabet ettiğini ifade eden Prof. Dr. Satman, 2017 yılı itibarıyla 20-79 yaş aralığındaki dünya nüfusunun 425 milyonunun diyabetli olduğunu, 2045’te bu sayının 629 milyon olmasının beklendiğini söyledi. Öte yandan Türkiye’de 20 yaş ve üzerinde 54.265.770 vatandaşın yaşadığını, bu yaş grubu içinde 8.243.043 kişinin diyabetli, 15.995.392 kişinin ise obez olduğu gerçeğinin altını çizdi. Obezite konusunda ise obezitenin genetik, psikolojik, davranışsal, çevresel ve sosyokültürel sebeplere dayandığını belirterek, fazla kiloluluk ve obezitenin hipertansiyon, inme, prediyabet / tip 2 diyabet, metabolik sendrom, kardiyovasküler hastalıklar, alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması, kanser (endometrium, meme, prostat, kolon), safra kesesi hastalığı, gastroözofagiyal reflü, polikistik over sendromu (PKOS), osteoartrit, solunum sıkıntısı, uyku-apne sendromu, astım, depresyon, kısırlık gibi hastalıklar açısından risk oluşturduğu konusunda uyarıda bulundu. Diyabetin tedavisinin ise eğitim, tıbbi beslenme tedavisi, fiziksel aktivite ve egzersiz, ilaçlar ve uzman kontrolü olduğunu anlattı.

Prof. Dr. Lale Sever, Tip-1 Diyabetli Çocuklarda ve Adölesanlarda Tuz Alımının Diyabetik Nefropatinin Erken Belirteçleri ve Hipertansiyon ile İlişkisi Projesiisimli bilimsel araştırma proje hakkında bilgi verdi. Türk Böbrek Vakfı’nın destek verdiği proje, dünyada ve Türkiye’de sayısı gittikçe artan çocuk ve ergen diyabet hastalarının böbrek sağlığı açısından değerlendirilmesini amaçlıyor. Tip-1 diyabetli çocuklarda kan basıncının ölçüleceği bu araştırmada, böbrek hasarının erken belirteçlerinin ortaya çıkarılması, 24 saatlik kan basıncının izlenerek değişikliklerin belirlenmesi, tuz alımı ile böbrek hastalığı belirteçleri ve kan basıncı arasında ilişkinin ortaya çıkarılması hedefleniyor.

Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu yaptığı sunumda çocukluk çağındaki diyabet ve böbrekler üzerine etkisi konusunu ele aldı. Diyabetin, insülin salınımının, etkisinin veya her ikisinin birlikte bozulması sonucunda ortaya çıkan ve kan şekerinin yükselmesi ile seyreden kronik bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Evliyaoğlu, diyabet nedeniyle birçok metabolik yol ve sistemin etkilendiğini, hedef hücrede insülin etkisinin olmaması nedeni ile karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmalarının bozulduğunu anlattı. Çocuklarda çok idrar yapma ve su içme,  gece veya gündüz idrar kaçırma, iştah artışına rağmen ağırlık kaybı ve büyüme geriliği ve belli enfeksiyonlara yatkınlık görüldüğünde bunların tanıya götüren bulgular olduğu konusunda uyarıda bulundu. Ancak çocuğun kan şekeri yüksek ise çocuğun hemen çocuk diyabeti ile ilgilenen bir merkeze götürülmesi gerektiği, tanıyı kesinleştirmek için beklemenin uygun olmadığını önemle belirtti. Sonuç olarak; çocuklarda ve ergenlik dönemindeki yaş gruplarında, bütün diyabet türlerinin görülme olasılığının giderek arttığını, en sık görülen Tip  1 diyabet olsa da Tip 2 diyabet oranının da obezite ile birlikte yükselmekte olduğunu, bulguların tanınması ile erken tanı ve uygun tedavinin bu hastalığın morbidite ve mortalitesini önemli ölçüde azaltacağını ifade etti.

Panelin sonunda akademisyenlere teşekkür plaketi veren TBV Başkanı Timur Erk’e, Prof. Dr. Lale Sever tarafından da bir teşekkür sertifikası takdim edildi. Panelin ardından izleyicilerle birlikte Belgrad Ormanı Neşet Suyu Parkuru’na gidilerek düzenli egzersizin ve sağlıklı beslenmenin önemini vurgulamak üzere toplu bir yürüyüş gerçekleştirildi. 

14.11.2017