Sağlıklı Bir Toplum İçin Kadın Desteği Şart

Published on Mar 28th, 2018 under Genel.By

Türk Böbrek Vakfı’nın 2018 Dünya Böbrek Günü’nde ‘Kadınlar ve Böbrek Sağlığı’ temasıyla 5 Mart’ta düzenlediği panel, TBV Başkanı Timur Erk moderatörlüğünde Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu, Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, Doç. Dr. İbrahim Kalelioğlu ve uzun yıllar diyabetle mücadele eden sanatçı Burçin Orhon’un katılımları ile gerçekleştirildi.

Dünyada ve Türkiye’de böbrek sağlığını doğrudan etkileyen hastalıklar ele alındığında erkeklere oranla kadınların daha fazla risk altında olması ve kadınların toplumdaki yeri gereği ailelerin sağlık ve genel alışkanlarını daha yakından takip etme ilişkileri, bu yıl belirlenen “Kadın ve Böbrek Sağlığı” temasında önemli rol oynadı. Kadın ve böbrek sağlığı konularının yanında son günlerde sıklıkla gündeme gelen nişasta bazlı şeker konusu da diyabet, kalp damar hastalıkları ve böbrek hastalıkları ilişkileri ile çözüm önerileri çerçevesinde ele alındı.

Deneyimlerini anlatması için Timur Erk tarafından kürsüye davet edilen Burçin Orhon, yoğun egzersize ve performansa dayalı mesleğinin ardından doğum süreçlerinin sonrasında yaşadığı sağlık sorunlarını anlatarak, kilo aldığı dönem ile şimdiki yaşayış tarzını karşılaştırarak, deneyim paylaşımında bulundu. Sağlıklı bir kilo düzeyine ulaşmanın ve bu düzeyi korumanın uzun bir yolculuk olduğunu özellikle belirten Burçin Orhon, akılcı ve mantıklı hedefler koyarak her gün adım adım ilerlemenin uzun vadeli başarıyı getireceği ifade etti.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, kadınlarda depresyonun daha çok görüldüğüne işaret ederek kadınların hem ev, hem de iş hayatında yoğun bir yükle karşı karşıya olduğunu söyledi. Yeme bozukluklarının kadınlarda daha çok görüldüğüne dikkat çeken Prof. Karşıdağ, bu sorunla özellikle diyabetli kadınlarda daha sık karşılaşıldığını gösterdi. Osteoporozun da kötü diyabet ayarı, egzersiz yokluğu, D vitamini ve kalsiyum eksikliğinden olumsuz etkilendiğini anlattı. Türkiye’nin Mayıs başından Kasım başına kadar güneşlenmeye imkan veren bir ülke olması sayesinde özellikle kadınları kolları, yüzleri ve boyunları açık şekilde her gün 10-15 dakika kadar güneşlenmelerinin D vitamini ihtiyacını önemli ölçüde karşılayabileceğinin altını çizdi. Yine her gün düzenli olarak en az 30 dakika egzersiz yapmanın, bu mümkün olmuyorsa hiç değilse evde aşağı yukarı yürümenin dahi faydası olduğunu söyleyen Prof. Karşıdağ, günlük ev işlerinin ise egzersizden sayılmadığını, sadece yorulduğunu belirtti ve kadın sağlığının korunması için sigara içilmemesi, tansiyonun kontrol altına alınması, kiloya dikkat edilmesi, düzenli egzersiz yapılması, beslenmeye dikkat edilmesi, iyi bir diyabet kontrolü sağlanması ve ailenin sağlık geçmişinin iyi bilinmesini önerdi.

Panele katılan Bezmialem Vakıf Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu, dünya nüfusunun %50’sini oluşturan kızlar ve kadınların toplum ve ailelerine önemli katkıları olduğunu vurguladı. Prof. Dr Kazancıoğlu; “Kronik böbrek hastalıkları dünyadaki erişkinlerin yaklaşık %10’unu etkiler ve dünya genelinde ölümün en sık görülen 20 nedeninden biridir. Dünya Böbrek Günü ve Kadınlar Günü’nün 2018 yılında aynı güne denk gelmesi, kadın sağlığı ve özellikle böbrek sağlığının toplum ve sonraki nesiller üzerindeki önemini düşünmek ve bu anlamda bilinçlenmek adına önemli bir vesiledir. Dünya çapında eğitime erişim, tıbbi bakım ve klinik çalışmalara katılmada cinsiyetle ilgili farklılıklar göz ardı edilemez. Bu nedenle kadınların özellikle hamilelik dönemleri olası böbrek hastalıklarına tanı konması için fırsat yaratır. Ayrıca kadınların diyaliz komplikasyonları erkeklerden farklıdır ve böbrek naklinde alıcı olmak yerine verici olma olasılıkları daha yüksektir.” dedi.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Perinatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Kalelioğlu ise gebelik döneminin kadın sağlığı açısından son derece önemli bir süreç olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Kalelioğlu; “Örneğin daha önceden diyabetik olmayan bir kadının gebeliğinde gebelik diyabeti ortaya çıkarsa bu kadın gebelikten sonra hayatının ileri evrelerinde diyabet hastası olma açısından risk altında olur. Bu bilinir ve gebelik sonrası süreçte diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliklerine gidilirse diyabet oluşmasının önüne geçilebilir. Böbrek sağlığı açısından da gebelik önemli bir dönemdir. Günümüzde kadın diyaliz hastalarının önemli bir kısmının diyalize olan ihtiyaçları gebelik döneminde gelişen sorunlar neticesinde ortaya çıkmıştır. Örneğin plasentanın doğum öncesi ayrıldığı ablasyon olgularında, gebeliğin hipertansif hastalıklarında, gebelikte ve doğumda oluşabilecek kanama durumlarında ve gebelikte rahim enfeksiyonuna bağlı yaygın sepsis enfeksiyonlarında böbreklerin etkilenip kronik böbrek hastası olma olasılığı söz konusu olabilir. Yani gebe sağlığı böbrek sağlığı ile birlikte olur, sonuç olarak gebelik dönemi sağlıklı anne, sağlıklı bebek ve sağlıklı böbrekler için önemli bir dönemdir.” dedi.

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; “Pancardan üretilmiş şeker yerine NBŞ ihtiva eden paketlenmiş ve işlenmiş gıdaların tüketimi, özellikle okulların kantinlerinde satılması devam ettiği sürece önümüzdeki 10 yıl içinde sosyo-ekonomik açıdan benzer ülkelerde de görüldüğü üzere çocuk obezitesi artacak ve sağlıklı nesillerin yetişmesi azalacaktır. Bu bağlamda, diyabet, kalp ve damar hastalıkları ile böbrek hastalıkları nedeniyle tedavi gören hasta sayıları daha da artacaktır.” dedi.

TBV Başkanı Erk, toplum sağlığı politikaları çerçevesinde konuyla ilgili çözüm önerilerini dile getirdi:

NBŞ ihtiva eden ürünlerin etiketlerinde açık seçik belirtilmesi zorunlu olmalıdır.

NBŞ ihtiva eden ürünlerin reklamları azaltılmalıdır. 

NBŞ ihtiva eden ürünlerin (şeker ilave edilmiş gazlı içecekler, soğuk çaylar, gofret v.b.) okul kantinlerinde satışları yasaklanmalıdır.

Amerika’nın Kaliforniya eyaleti ile San Fransisko ve Berkeley şehirleri ile Meksika’nın tümünde olduğu gibi bu tür ürünlere ek vergi konularak tüketilmelerinin azaltılması sağlanmalıdır.

Aşırı tuz tüketiminin azaltılması mücadelesinde yapıldığı gibi Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili sivil toplum kuruluşları tarafından bir kampanya başlatılarak özellikle anneler NBŞ hakkında bilinçlendirilmelidir.

Leave a Comment