« geri

Kadavradan Organ Bağışının Hukuksal Boyutu

Prof. Dr. Saibe Oktay Özdemir

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Medeni Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi

 

Kişinin hayatı, sağlığı ve vücut bütünlüğü kişiliğine dâhildir. Hayat (yaşama) hakkının en temel hak olduğu kuşkusuzdur. Medeni kanun hayat hakkını kişinin kendisine karşı ve üçüncü kişilere karşı korumaktadır. Bu anlamda bilindiği üzere ötenazi yasaklanmıştır.

 Ölüm ise hayatın sona ermesidir. Bu andan itibaren kişilik de sona erer. Buna bağlı olarak, kişinin sahip olduğu kişi varlığı hakları son bulur; mal varlığı hakları da mirasçılara geçer. Ölümün hangi anda gerçekleşmiş sayılacağı konusunda Medeni Kanun herhangi bir hüküm getirmekten kaçınmıştır. Çünkü bu, hukukun değil tıp biliminin çözeceği bir sorundur.  Böylece kanun koyucu tıp biliminin en son buluşlarına göre konunun değerlendirilmesi imkânını açık bırakmıştır.  Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği beyin ölümünü kabul etmiş ve kriterleri belirlemiştir. Ancak buradaki ölüm anı organ nakli bakımından tespit edilmektedir.

Ölümle kişiye bağlı hakların sona ereceği mirasçıya geçmeyeceği kuralı genel olarak kabul edilmekte ise de, istisnaen kişiliğe bağlı bazı değerlerin ölüm sonrası da varlıklarını devam ettirdiği son yıllarda savunulan bir görüştür. Bu bağlamda cesetle ilgili yapılacak tasarrufların münhasıran kişinin sağlığında göstereceği arzuya bağlı olması gerektiği, kişinin ölmüş olsa da belirttiği bu arzuların gerçekleşmesi yönünde hak sahibi olduğu kabul edilmektedir. Ölümle birlikte ceset üzerindeki hakların devam edeceği yönündeki  "ölüm sonrasına etkili kişilik hakları” olarak da adlandırılan bu hak çerçevesinde en azından kişinin cesedi üzerinde tasarruf hakkının tanınması gereği kabul edilmektedir. Bu bağlamda organ nakline izin vermek ya da vermemek öncelikle kişinin kendi yapacağı tasarruf olmalıdır. 

O halde kişinin sağlığında kendisinin organ nakline izin verdiği durumda yakınlarının da izninin aranmasında hukuken her hangi bir zorunluluk bulunmadığı gibi, onun isteğine uyulmaması da bu hakkı zedeleyen bir durum olarak görülmelidir. Mevcut kanunun tercih ettiği bu sistem bu esası zedelemektedir.

Kişinin organ nakline ilişkin yasaklaması olmadığı durumda organ alımının mümkün olup olmadığı konusunda ise aşağıdaki değerlendirme yapılmalıdır:

Hukuk nazarında ceset bir maddedir; fakat hukuken bir eşya olarak kabul edilmemektedir. Bu yüzden de ceset hukuki işlemlere konu teşkil etmez.  Çünkü ceset üzerindeki haklar mirasçılara geçmez. Ancak cesede yapılan ihlaller ona duyulan sevgi ve saygı hisleri nedeni ile yakınların kişilik hakkını ihlal edebilir. Organ alınması ceset üzerinde bir ihlal teşkil etmemelidir. Amacın bir başkasına hayat vermek olduğu düşünüldüğünde yakınların kişilik hakkını ihlal edecek bir ihlal olmadığı, bu durumda cesetten organ alınmasının ne ölenin ne de yakınları veya mirasçıların kişilik haklarını zedelemediği sonucuna varmak gerekir. 

Bu noktada kişinin ölüm anının belirleme konusunda tasarruf hakkına sahip olup olmadığı da düşünülebilir. Örneğin kişinin reanimasyon yöntemleri uygulanmamasına yönelik talepleri ve kabul görür mü? Türk Hukuku açısından cevap hayır olmalıdır.  Ancak belirtelim ki bazı ülkelerde hasta vasiyeti denilen bir kurum kanunlara girmekte ve kişinin sağlığında kendisine yapılacak tedavilere ilişkin irade açıklamalarına uygun davranılacağı (örneğin; reanimasyon yöntemlerinin uygulanmayacağı)  kabul edilmektedir.

 

 

Bağışlarınız için: İş Bankası Yeşilköy Şubesi (1128) 213267 no'lu Türk Böbrek Vakfı hesabı IBAN: TR 7100 0640 0000 1112 8021 3267