Kan Şekerinizi ve Tansiyonunuzu Kontrol Altında Tutun

BÖBREK SAĞLIĞI HAKKINDA >> Tuz:Sağlığımızın ve Paramızın Düşmanı - Prof. Dr. Mehmet Şükrü Sever GERİ DÖN

Tuz: Sağlığımızın ve Paramızın Düşmanı

 

Prof. Dr. Mehmet Şükrü Sever

İstanbul Tıp Fakültesi, Nefroloji Bilim Dalı Başkanı

 

 

Tuz, ilk insanların kullanmadığı bir maddedir. Medeniyetin gelişimi ile birlikte besinleri daha uzun süre koruyabilmek amacıyla ve ayrıca yiyeceklere lezzet katmak için eklenmiştir. Çekici tadı ile kısa sürede alışkanlık oluşturmakta, pek çok toplumda giderek artan oranlarda kullanılmaktadır.

Yiyecek endüstrisinin karlılığını ve gıda tüketimini arttırabilmek amacıyla giderek daha tuzlu hazır gıdalar hazırladığı da bir gerçektir. Besinlerin daha çabuk bozulması sebebi ile genellikle sıcak iklimli ülke mutfaklarında tuz daha sık tüketilmektedir.

Tuz – Sağlığımızın Düşmanı

Tuz, kan basıncını arttıran en önemli gıda maddesidir. Yüksek kan basıncı, kalp-damar hastalıklarının önde gelen sebebidir. Bu hastalıklar ise ölüme ilk sırada yol açar. Özetle, tuz insanların hayatını kısaltan bir maddedir. Fazla miktarda tuz kullanımının uyardığı hastalıklar sık olarak önemli sağlık problemlere yol açmakta, bu ilaçların kullanımı için çok sayıda ilaç kullanılmakta, bazı durumlarda ise hastanelere yatarak tedavi olmak gerekmektedir. Böylece, paramız da boşuna harcanmaktadır.

Özetle, tuz yalnızca sağlığımızı değil, ülke ekonomisini de tehdit eder.

Bazı hasta gruplarında tuz kullanımı özellikle risk taşır. Bunlar:

  • Yüksek tansiyonlu hastalar
  • Kalp yetersizliği bulunanlar
  • Böbrek yetmezliği olanlar
  • Böbrek taşı düşürenler
  • Farklı sebepler ile ödemi bulunan hastalardır.

Söz konusu hastalıklar çoğu kez yaşlı kimselerde görüldüğü için bu yaş grubunda tuzun zararları daha belirgindir. Tuz kullanımı bu hastalıklardan her birinin tedavisini zorlaştırır.

Öte yandan, tuz tamamen sağlıklı genç insanlar için de risk oluşturur. Yapılan araştırmalar tuz tüketiminin fazla olduğu yörelerde yaşayanlarda sağlık sorunlarının çok daha fazla olduğunu göstermiştir.

Hastalıkları tedavi etmek kadar, hatta daha da önemlisi, onlardan korunmak gereğidir. O nedenle çocuk, genç, yaşlı toplumun tüm bireylerinin tuzdan kaçınmasında fayda vardır.

Farklı Toplumlarda Tuz Tüketimi

Ülkelerin mutfak kültürü, gelenekleri, iklim şartları ve gelişmişlik düzeyleri gibi pek çok faktör tuz tüketimine etki eder. Genellikle, batı ülkelerinde bir günlük tuz tüketimi 8 - 9 gram dolayındadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde ortalama tuz tüketiminin Avrupa ülkelerine göre daha fazla olduğuna inanılır.

Bu konuda ülkemiz maalesef bir şampiyondur. 2008 yılında yapılan, ülkemizin değişik yörelerinde çok fazla sayıda hastayı içeren bir çalışmada Türk insanının günlük tuz tüketimi ortalama 18 gram bulunmuştur. Bu endişe verici bir miktardır ve ülkemizin hem sağlığını, hem de ekonomisini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Daha endişe verici nokta ise toplumun bu büyük tehdidin farkında olmaması ve beslenme tarzında bir değişiklik yapmak için girişimde bulunmamasıdır.

Son yıllarda gerek Türk Böbrek Vakfı, gerek Türk Nefroloji Derneği, gerekse Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Sağlık Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşları nezdinde girişimlerde bulunmakta ve toplumsal farkındalığı arttırmaya çalışmaktadır. Bu konuda bir yandan bilimsel toplantılarda hekimlerin eğitimine katkıda bulunulmakta, öte yandan görsel ve yazılı medya vasıtası ile toplumsal mesajlar iletilmektedir. Ancak, görünen odur ki, bu tür teorik girişimler en azından yakın planda anlamlı bir fayda getirmeyecektir. Bu amaçla somut adımlar gereklidir.

Tuz Tüketiminin Azaltılması İçin Önlemler

Bu önlemler bireysel veya toplumsal olabilir.

Bireysel önlemler:

Bireysel anlamda daha az tuz tüketilmesi konusunda hastalar hekin veya beslenme uzmanı tarafından tek tek uyarılabilir. Tuzun Azaltılması konusunda hastalara pratik öneriler yapılır. Örnek olarak aşağıdaki bilgilerin altı çizilir:

  1. Tuzu fazla miktarda içeren gıdalar (konserve, salça, turşu, pastırma, sucuk v.b.) olabildiğince az tüketilmelidir.
  2. Sofrada tuzluk bulundurulmamalıdır.
  3. Yemeğin tadına bakmadan hemen tuz dökmek adetinden vazgeçilmelidir.
  4. Tuzsuz ekmek yenilmelidir.
  5. Yemeğe lezzet vermek için baharatlar, nane, kekik, soğan, sarımsak v.b. çeşni vericiler serbestçe kullanılmalıdır.
  6. Çocukluk çağından itibaren aile bireylerine tuzun zararları hakkında bilgi verilmelidir.

 

Bu konuda bir diğer yaklaşım da suni tuz kullanımı hakkındadır.

Suni Tuz

Bazı kimseler normal tuz yerine eczanelerde satılan suni tuzu yemeklerinde kullanmak ister. Bu tuzlar gerçek tuzdan farklı olarak sodyum yerine potasyum içerir. Ancak bu tür tuzlar her zaman güvenli değildir; böbrek hastalarında kullanımı çok riskli olabilir. Ayrıca, tadı da normal tuzdan kısmen farklıdır.

Toplumsal önlemler:

Bu konuda bir yandan toplumun bilinçlendirilmesi faaliyetleri sürdürülürken öte yandan, toplumun yararı için (toplumun fark edemeyeceği) önlemleri almakta yarar vardır.

Türk mutfağında tüketilen tuz miktarının genel olarak yarısı yemeklerden, diğer yarısı ise ekmekten alınmaktadır. Her evde pişen yemeğe müdahale etmek mümkün olmayacağı için tuz tüketimini azaltmada en pratik yöntem ekmekteki tuz miktarının azaltılmasıdır. Ancak bu konuda bazı noktaların altı çizilmelidir.

  1. Bu azaltma ani olarak ve fazla miktarda olmamalıdır. Aksi takdirde toplumsal bir tepki ile karşılaşılır ve girişim başarısızlığa uğrar. Sistematik bir şekilde aylar, hatta birkaç yıl sürecek bir zaman diliminde ekmekteki tuz miktarının giderek azalması toplum tarafından fark edilmeyebilir. O nedenle, bu girişim zamana yayılmalıdır.
  2. Böyle bir politika yalnız birkaç fırın tarafından değil, tüm ekmek üreticileri tarafından uygulanmalıdır. Türkiye Fırıncılar Derneği ve belediyeler bu çok basit girişimle çok önemli ve milli bir misyonu yerine getirdiklerinin farkına varmalıdır.
  3. Bazı kesimlerde oluşabilecek tepkiler her zaman anlayışla karşılanmalı, bu kesimlerin ikna edilmesi için gereğinde bilimsel kuruluşların sivil toplum örgütlerinin hatta resmi makamların desteği talep edilmelidir.
  4. Fırın sahipleri kısa süreli küçük hesaplar için (biraz daha fazla ekmek satabilmek adına) bu girişimi sabote ederlerse uyarılmalı, gerekirse bu konuda da resmi makamlardan destek istenmelidir.

 

Özetle, yurt sevgisi yalnızca standart olarak bilinen kavramlar ile yerine getirilmez; toplumun sağlık ve ekonomisini korumak için yapılacak her türlü girişim bu başlık altında inceşenir. Bu konuda da fırıncılara ve onların derneklerine, ayrıca belediyelerimize çok önemli görevler düşmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2011 Türk Böbrek Vakfı. Tüm Hakları Saklıdır.